Sergiler

Adam Bota, Club I, 2011, Tuval üzerine yağlıboya, 200x170cm



TEKNOLOJİ BİZİ KURTARMAYACAK


Berlin’den Uluslararası Genç Sanat
Berlin Selected Artists

15 Eylül  -  15 Ekim  2011

12. İSTANBUL BİANELİ PARALEL ETKİNLİĞİ 2011
ART SUITES GALLERY BEYOĞLU

Gábor A. Nagy  MACARİSTAN
Adam Bota  AVUSTURYA
Jessica Buhlmann  ALMANYA  
Konstantin Déry MACARİSTAN
Deenesh Ghyczy HOLLANDA  
Simone Haack  ALMANYA  
René Holm DANİMARKA  
Franziska Klotz ALMANYA
Alejandro Rodríguez González İSPANYA  
Steffi Stangl ALMANYA  
Anne Wölk ALMANYA  


Küratör / Uwe Goldenstein



Art Suites Gallery, 12.‘si düzenlenecek olan Uluslararası İstanbul Bienal’i paralel etkinliklerinde oldukça iddialı ve önemli bir sergi ile yeni sezon açılışını yapıyor. Berlin’de yaşayan ve üreten çeşitli Avrupa ülkelerinden onbir sanatçının resim, yerleştirme, dijital gibi alanlarda otuza yakın  çalışma “Teknoloji Bizi Kurtarmayacak“ başlıklı bir sergi ile bir araya geliyor. Günümüz teknoloji-dili ve teknolojik malzemelerini üretimlerinde kullanan sanatçılar içinde yaşadığımız dünyanın matematiksel, mantıksal ve duyusal problem ve programlarını sanatsal yaklaşımları ile ele almaktalar.

Yaşadığımız kodlanmış dünya, artık süreç ya da gelişimi ifade etmiyor. Hiçbir hikaye anlatmıyor ve içinde yer alıyor olmamız gerçekten yaşadığımız anlamına gelmiyor.Bu duraklamanın sebebi de değerler krizi olarak bilinen şeydir. Bugün, hala büyük ölçüde metinler tarafından programlanıyoruz. Tarih için, bilim için, politika için, sanat için…Örneğin; biz dünyayı matematiksel ve mantıksal yollar ile okurken yeni nesil artık bizim değerlerimizi paylaşmayarak tekno-imajlar tarafından programlanmış durumda. Oysa bizi çevreleyen bu tekno-imajların ne için programlandıklarını da bilmiyoruz.

Burada alıntılanan, durmadan bizi programlayan eşzamanlı, sıradan, rastlantısal imajlar yüzünden bugünkü sosyal yaşamın sürekli bir krizi haline gelen değerler krizi,1978 yılında filozof Vilém Flusser tarafından ileri sürüldü. Bu sergiye katılan yaklaşık hepsi 1970’li yıllarda doğmuş olan sanatçılar, Flusser’ in “Yeni Nesil“ diye adlandırdığı grubun üyeleridir. Sanatçıların, çoğunlukla resimlerden oluşan işleri şimdi paralel ve kendi kendine yeten bir dünya yaratan tekno-imajlar için bir yanıt niteliğindedir.

Flusser’ ın açıkladığı gibi tarihle kırılım, Gábor A. Nagy tarafından işlerine yansıtılmıştır. Nagy’ nin resimlerinde hala programlanmakta olan tüm tarihi metinler, eninde sonunda anlamsız olmaya mahkumdur. Lirik parçalardan oluşan bu resimler; dünyayı, üzerinde elle tutulamaz bir motif haline gelmiş figürlerin dalgalanan şifreler gibi göründüğü siyah beyaz monokrom bir yüzeye indirgemiştir. Dünyaya tarih dışı bir ilişki önerdiği resimlerimde imaj bozulmaları, biçimlendirme sonucundaki olumsuzluk, sembolik olarak uzaklık ve mekansızlık anlamı yüklüdür. Bu kararmış çevrede, hikaye bağlamı ve ilişkiler kendilerini serbest bırakmış gibi görünürler. Böylece genel odak noktası nerdeyse imkansızı betimlemek olan Nagy’ nin imajları; kökten sökülme, esrar çözme ve hiper-teknolojik uygarlık üzerine ufkun eksilmesi ve hatta belki de bir boşluk yorumlamasıdır. Sergideki diğer sanatçılarda da olduğu gibi Nagy’ de nispeten arkaik tekniklerle, meydan okumasını arttırıyor.
Tekno-club‘taki görüntüsüyle Adam Bota, resmin diğer sanat dallarından özelliklede (dijital) fotoğraftan daha üstün olduğunu güçlü bir şekilde gösterir. Gösterişsiz ve son derece şematik , bit ve bytelarla oluşturulmuş dünyanın yeniden üretimine karşılık, boya ile derin ve çok katmanlı bir temsil önermektedir.

Aynı şekilde (Franziska Klotz’un işleri incelenebilir)  zamanın lineer olmayan kavramlarıyla algısının ve deneyiminin, biçimlerin teknik açıdan değişimleri ile ilgili konuları duyusal düzeydeki dünya görüşlerimizi sorgular. Tamamen işlevsel dünya galip gelir sanatsal manada yenilik kazanır. Bu durum Anne Wölk’ un soyut örtücü manzaralarında ya da Simone Haack’in meditatif görünen figürlerinde izlenebilir.

Ağzına kadar teknoloji dolu bir dünyada ve kendi kendine sonsuza kadar devam edip hiç bitmeyen dijital döngülerde, analog deneyimin zihinsel ve fiziksel olarak estetik uygunluk açısından yeteneğine ve varoluşunun nihai durumuna karşılık olarak TEKNOLOJİ BİZİ KURTARMAYACAK’ da bireyselliğin farklı durumları keşfedildi. Berlin merkezli sanatçılar, araştırmanın, derinlere dalmanın ve sanatsal dünyanın içine girmek için katkıda bulunan büyülü bir atmosferi ve bireyselliğin bölünmeden gelişebileceği, sessiz bir muhalefet sürdürebileceği sadece estetik olabilen alanın alternatif bir biçimini arayıp buldular. Bilinçaltı da kendinden geldi ve baskın bir rol oynadı. Vilém Flusser tarafından tasvir edildiği gibi, bilinçaltı belki de teknolojik iyileştirmeye, sonsuzluğa ve tekno-imajların olumlu titreşimlerine karşı koymak için son güçlü yetenektir.

Sanatçılar, estetik yansımaları için, yokluğun tasvirine ve görsel bir strateji olarak alan bozumunun kullanımına başvururlar. (Franziska Klotz’un işleri incelenebilir). Aynı şekilde, zamanın lineer olmayan kavramlarıyla algısının ve deneyiminin, biçimlerin teknik açıdan değişimleri ile ilgili konuları Deenesh Ghyczy’nin işlerinde olduğu gibi duyusal düzeydeki dünya görüşlerimizi sorgular. Tamamen işlevsel dünya galip gelir sanatsal manada yenilik kazanır. Bu durum Anne Wölk’ un soyut örtücü manzaralarında ya da Simone Haack’in meditatif görünen figürlerinde izlenebilir.
 
Bota veya Nagy gibi sanatçılar belirgin bir biçimde farklı bir boyama hızı ileri sürerler. Bu, tekno ritimleriyle atan ve ilerleyen bir topluma cevap niteliğindedir. Zamanı duraklatmak için, resmin katmanlarında ve belirsizliğinde yavaş çekimde batmaya kasıtlı olarak izin vererek bizi durmaya zorlarlar. Bu anlamda, serginin başlığı olumlu bir mesaj taşır. Bireysel özgürlük arzusu için önerilen fikirlerle ve kendi fikirlerimizle kendimize gelmek ve düşünmek için bir çağrıdır. Sergide; paralel realiteler, yapay mahremiyet ve yücelikteki kendini kaybetme ve bir kimlik bulmak için çabalama arzusu, çağdaş hatta belki de romantik bir tutum ve zihniyetin ana motifi haline gelir.

Sanatçılar, estetik yansımaları için, yokluğun tasvirine ve görsel bir strateji olarak alan bozumunun kullanımına başvururlar. (Franziska Klotz’un işleri incelenebilir). Aynı şekilde, zamanın lineer olmayan kavramlarıyla algısının ve deneyiminin, biçimlerin teknik açıdan değişimleri ile ilgili konuları Deenesh Ghyczy’nin işlerinde olduğu gibi duyusal düzeydeki dünya görüşlerimizi sorgular. Tamamen işlevsel dünya galip gelir sanatsal manada yenilik kazanır. Bu durum Anne Wölk’ un soyut örtücü manzaralarında ya da Simone Haack’in meditatif görünen figürlerinde izlenebilir.

Teknik açıdan doymuş yaşamımızı, nihayetinde kendimizi ciddi olarak inceleyen ve yeni bir dünya görüşü için meydan okuyan bu sergi onun ruhuna çok yakın…

Biz artık bir bulmacada yer almıyoruz. Bunun yerine manasızlığın gizeminde bir sırrın ortasındayız.Bu sır artık okunaksız ve dolayısıyla çözmek için uğraştığımız bir sır değil. Bunun yerine üzerindeki imzamızı korumak için ona bir anlam vermeye çalışıyoruz.Yeni ortaya çıkan dünya görüşümüz de arka planlar yok ama dünya gizleyecek hiçbir şeyi olmayan bir ön yüzey. Sihir yoluyla anlam verebildiğimiz bir sinema ekranı. Projektör gibi olmasa da ekran perdesinin kumaşındaki düğümler gibi… Bu açıdan, henüz hayal etmesi güç olsada, yeni dünya düzeni bilgi toplumu olmaya doğru evrilmektedir.

Flusser’ ın dönemindeki imajlardan konuşmak için; Bireyin özünde nasıl düğümlenmiş ve teknolojik olan dünyasını nasıl dokumuş olduğunu anlamak, geçmişi olmadan varlığı hayal etmek ve önemli bir çaba ile kendini yansıtma aşaması gerektirir. Aynı zamanda da güçlü ve oldukça gizemli dürtülere ihtiyaç vardır.




   - Sergilenen Eserler

   - Sergi Görüntüleri

 

 

Facebook - Twitter



© 2013 Art Suites Gallery
 
Design by Koçak Grafik Bilişim Web Hizmetleri