Seçil Büyükkan – Deniz Aktaş “İçinde ya da Dışında”

Anasayfa / Seçil Büyükkan – Deniz Aktaş “İçinde ya da Dışında”
Seçil Büyükkan – Deniz Aktaş  “İçinde ya da Dışında”

Seçil Büyükkan – Deniz Aktaş “İçinde ya da Dışında”

Seçil Büyükkan – Deniz Aktaş

İçinde ya da Dışında

20. Yüzyılda başlayan günümüzde de devam eden kent ve kent yaşamı ile insan ve mekan ilişkisine dair üretimlerini “İçinde ya da Dışında” başlıklı düet kişisel sergi ile sunan Deniz Aktaş ve Seçil Büyükkan, bu olguya düşünceye dair bir farkındalık yaratmaktadırlar. Sergide iki sanatçının birbirinden ayrı duran ama içerik olarak birbirlerinin tam kesişme yerinde tamamlayıcısı olarak duran farklı teknik ve uygulamada yaklaşık otuz çalışmasına ev sahipliği yapıyor. Kent ve kent yaşamı, mekan ve insan ilişkileri belli bir toplumsal yapı içinde ve bu yapı tarafından üretilmektedir, bu gayet açık bir biçimde diyalektik bir süreç. Sanat, bir zamanlar kült nesnesi olarak üretilip, kolektif alımlanırken, Modernizm ile birlikte bu yapısı değişime uğramış, sanat nesnesi artık modern burjuva bireyin kendi kendini kavrayışını iletmeye başlamıştır. Belki de bu yüzden, Aktaş’ın kent görünümlerinde figürün olmaması ve Büyükkan’ın figürlerinin “yüz”süz olmaları, modern bireyin yaşadığı yabancılaşmanın nedenlerini ortaya koyar gibi. Post-endüstriyel bir ekonomi politik ve post-modern süreç içerisinde sanatçının etik rolü de en fazla bu olsa gerek. Her iki sanatçıda da gözlemlenen, sanatın içinde bulunulan durumu görünür kılma ve bunlara dair farkındalık yaratma işlevini fazlasıyla yerine getirmeleri. Gerisi izleyicinin bunlardan kendine ve topluma dair nasıl çıkarsamalarda bulunduğu ile ilgili.

Aktaş’ın çalışmalarındaki renklerin varlığı, Türk modernizminin kuruluşundan bu yana bürokrasiye sağladığı seçkinci- ve steril – konumun simgesi olarak “Beyaz Türk” tanımının muhalifi bir düşünceyi çağrıştırmakta; bu her ne kadar 2000’li yıllarla birlikte değişme sürecine girmiş olsa da. Tabii ki artık bürokrasinin inşası olan binalardan ziyade, paranın ve girişimin gücüne dayalı olarak simgeleşen binaları işaret etmekte. Tütün sarısının, kente göçü çağrıştırması, 1950’lerden bu yana Türkiye’de doğudan batıya doğru yoğun göçün ekonomik ve siyasal nedenlerini ele alma olasılığını yaratmakta.

Seçil Büyükkan ise mekan ve insan arasındaki ilişkiselliği sorguladığı işlerinde, bedenin bir tür damar haritasını çıkararak, figürlerin varlık durumlarını ve mekanla olan ilişkilerini ele alıyor. Mekanlar içerisinde sıkışan figürler, acaba o mekanlarda gerçekten özgür müdür? Yoksa mekanlar mı bireyi oluşturmaktadır? Diğer bir deyişle bireylerin mekan tarafından belirlenip, belirlenmediği olgusu Büyükkan’ın çalışmalarının ana yapısını oluşturuyor.

Exhibited Works